rustem's profileRüstem adlı kullanıcının...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    August 05

    Konuşulan konu İngiltere`yi Avrupa`dan sel koparmış

     

    Alıntı

    İngiltere`yi Avrupa`dan sel koparmış

     Yeni bir araştırma, yüz binlerce yıl önce meydana gelen devasa bir selin bugünkü İngiltere’nin bulunduğu kara parçasını ana karadan kopardığını ortaya koydu. Araştırmaya göre, 400 bin yıl önceki bir buzul çağında meydana gelen ve sel sularının saniyede bir milyon metre küp su getirdiği bu doğal felaketin ardından, deniz seviyesi yükselerek bugünkü Manş denizini oluşturdu.<!--[if !supportLineBreakNewLine]--> <!--[endif]-->

    Bu felakette ölüm olup olmadığının bilinmediği ancak felaket yüzünden bu topraklarda ilk insanlarla bazı memelilerin göçünün sona ermiş olabileceği belirtildi.

    İngiltere’nin büyük bir sel sonucunda ada haline geldiği teorisi ilk kez 1980’lerde ortaya atılmıştı. Ancak Nature dergisinde yayınlanan bu yeni araştırmada, o zamanlar bulunmayan yüksek çözünürlüklü sonar dalgalarından yararlanıldı.

    Bilim adamlarının Manş denizi yatağının üç boyutlu yüksek kalitede görüntülerini elde ettikleri bu yöntemle, Manş denizi yatağının ortasında devasa bir vadinin bulunduğu tespit edildi.

     
    August 01

    Konuşulan konu mutlaka okuyun süperr bişe

     

    Alıntı

    mutlaka okuyun süperr bişe

    Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti.

    Yanmanın nedeni aksam yedikleri değil,uyanır uyanmaz bugün

    yapacaklarının aklına gelmesiydi.

    Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti.

    Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı.

    Bitmeli dedi içinden,her gün bu tatsız uyanış bitmeli.

    Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden sekile giriyordu.

    Süratle giyinerek dışarı çıktı.

    Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, simdi de bekletmemeliydi.

    İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yasıyordu.

    Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; ’Bulutlar bizim

    yasayacaklarımızı biliyor. onlar bile ağlıyor halimize...’


    BULUSMA VAKTI...


    Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra

    karsıdan kız arkadaşının geldiğini gördü.

    Simdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş’a geçtiler. Yolculuk

    sırasında hiç konuşmadılar.

    Genç kız,sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti.

    Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını...

    Beşiktaş’a geldiklerinde bir cafe de
    oturdular.

    Genç kız anlamıştı sevgilisinin kendisine bir şey söylemek istediğini.

    ’Bana bir şey mi söylemek istiyorsun’ diye sordu. Genç ad*** gözlerini

    kaçırarak ’Evet’ dedi.

    Genç kız heyecanlanmıştı, biraz da sinirlenerek ’Söylesene, ne diye

    bekliyorsun’ dedi.

    Genç adam içini çektikten sonra ’Sence biz nereye kadar gideceğiz?’

    diye sordu.

    Genç kız, ’Bunu sorma gereğini niye duydun?’ diye yanıt verdi.

    Genç adam söze başladı...

    ’’Birkaç ay önce aksam 23:00 civarında sana telefon açıp senin için

    yazdığım şiiri okumak istemiştim.

    Sen bana ’Sırası mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?’ demiştin.

    Biliyor musun o an nakavt olan bir ***sör gibi

    hissettim kendimi.

    Özür dileyip telefonu kapatmıştım.

    Daha sonra da bu şiiri benden hiç istememiştin.

    Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen

    de gelmiş, Meralin ’Sen şanslısın, sevgilin sana bakar’ sözüne ’İşim

    yok da sana mi bakacağım, annen baksın’ demiştin.

    Hatırladın mı?’’


    DUYGUSALLIGI SEVMEM...


    Genç kız, ’Biliyorsun ben duygusallığı sevmiyorum.

    Hem hasta bakici gibi göründüğümü de kimse söyleyemez’ diye

    yanıtladı. Genç adam güldü, ’Evet canim haklisin.

    Zaten olmak istesen de bu kalbi taşıdığın sürece hasta bakici, hemşire

    falan olamazsın.

    ’ Genç adam devam etti...

    ’Bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel

    sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin? Hiç...

    Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.

    Duygusallığı sevmeyebilirsin.

    Ama sen seni seven insanları da mutlu etmeyi sevmiyorsun.

    Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi

    seviyorum.

    Seni tanıdığımdan beri her sabah, her aksam her gece yani seni andığım

    her saat tatlı bir mesajım vardı senin için

    biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.

    ’ Genç kız anlamıştı, ’Yani ne istiyorsun benden sair olmamı mı?

    ’ Genç adam tekrar gülümsedi içinden.

    Dün gece verdiği ayrılık kararının ne kadar doğru olduğunu düşündü.

    ’Hayır’ dedi, ’Sair olmanı istemiyorum.

    Olamazsın da...


    BIZ AYRILMALIYIZ.


    Ayrılırsak ikimiz için de en hayırlısı olacak.’ Genç kız şaşırmıştı,

    ’Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdiğini sanıyordum.’

    Genç adam iç çekerek ’Hayır canim, sen beni sevdiğini sanıyorsun.

    Eğer beni sevseydin simdi başka şeyler konuşuyor olurduk’ dedi.

    Genç kızın gözleri yaşarmıştı. Genç adam cebinden çıkarttığı mendili

    uzattı, genç kız gözyaşlarını silerek

    ’Sen bilirsin, umarım beni bir başkası için bırakmıyorsundur...’ dedi.

    Genç adam ’Nasıl böyle bir şey düşünürsün, senden başka kimse olmadı ve

    uzun zaman da olacağını sanmıyorum’ yanıtını verdi.

    Genç adam ve genç kız iki sevgili olarak oturdukları masada Artık iki

    yabancıydılar.

    Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kız, ’Kalkalım istersen’

    dedi.

    Genç adam ’Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen

    kalkabilirsin’ diye yanıtladı.

    Genç kız ’Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim’ diyerek elini uzattı.

    Genç kızın sesi ve eli titriyordu. Genç adam

    ’İstersen arkadaş kalabiliriz’ dedi ve birbirlerine son kez sarıldılır.


    ’BEN DOGRU YAPTIM..."


    Genç adam doğru yaptığına inanıyordu.

    Eve döndüğünde yürümekten bitap bir haldeydi.

    Odasına girdi.

    Gece bitmek bilmiyordu.

    Sabah erken kalkıp ise gidecekti, uyumalıydı.

    Birkaç saat sonra uykuya dalmayı başardı.

    Sabah 7’de saatin ziliyle uyandı.

    Evden çıkacağı zaman cep telefonuna baktı, mesaj ve 10 cevapsız arama

    vardı.

    Yorgun olduğu için Duymamıştı telefonun sesini. Aramalar ve mesaj

    sevgilisindendi. Heyecanla mesajı

    açtı, şunlar yazıyordu:


    SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,


    HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,


    BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,


    BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,


    SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM,


    BIR TEK SENI SEVDIM,


    VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM,


    ELVEDA BIRTANEM...

    Genç adam şaşırmıştı.

    Onu tanıdığı günden beri ilk defa şiir alıyordu ve üstelik sabahın

    besinde yazmıştı.

    Heyecanla onu aradı, telefonu Yabancı bir ses açtı.

    Genç adam ’’Nalan’ la görüşebilir miyim?’’Dedi.

    Ama karşısındaki ağlıyordu, hıçkıra hıçkıra hem de...
    ’ Ben onun annesiyim yavrum, kızım bu sabah intihar etti.

    Gece sabaha kadar birilerini arayıp durdu.

    Sabah odasının ışığını sönmemiş görünce girdim. Yavrum kendini

    asmıştı....’

    YIGILIP KALDI...

    Genç adam beyninden vurulmuşa döndü.

    Bir gün önceki mide ağrısının İki katini çekiyordu simdi.

    Olduğu yerde yığılıp kaldı...

    Birkaç ay sonra iki doktor konuşuyordu hastanede.

    Doktorlardan biri diğerine karsıdaki hastanın durumunu soruyordu.

    Doktor yanıt verdi...’Haaa o mu? Üç ay önce

    getirdiler. Kendisi yüzünden bir kız intihar etmiş.

    O günden sonra cep telefonunu elinden hiç bırakmamış.

    Devamlı bir şeyler yazıp birine yolluyor.

    Geçenlerde merak ettim.

    O uyurken gönderdiği numarayı aradım.

    Numara 3 ay önce iptal edilmiş.

    Gelen mesajlarda bir şiir var.

    Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladığım Kadarıyla

    şiiri yazan çok duygusal biriymiş...

    "ÇEVRENIZDEKİ İNSANLARIN NE HİSSETTİĞİ YA DA NE DÜŞÜNDÜĞÜN DEN O KADAR
    EMİN OLMAYIN, BAZEN BİR KALBİN, İÇİNDE NELER SAKLADIĞINI ÖĞRENDİĞİNİZDE
    HERSEY İÇİN ÇOK GEÇ OLABİLİR..."

    Konuşulan konu BİR DOST

     

    Alıntı

    BİR DOST

     

     

                                       

         Daima düşünceliydi.Susmasgggı,konuşmasından uzun sürerdi.Lüzumsuz yere konuşmaz,konuştuğunda ne fazla ne eksik söz kullanırdı.

         Dünya işleri için kızmazdı. Kendi şahsı için öfkelenmez ve öç almazdı. Kötü söz söylemezdi. Affediciliği fıtri idi. İntikam almazdı. Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.

         Kendisini üç şeyden alıkoymuştu; kimseyle çekişmez, çok konuşmaz, boş işlerle uğraşmazdı.

         Umanı umutsuzluğa düşürmezdi. Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.

         Hiç kimseyi ne yüzüne karşı ne de arkasından kınardı. Kimsenin kusurunu araştırmazdı.

         Kimseye , hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi. Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi.

         Bir toplulukta bulunduğu zaman bir şeye gülünürse, o da güler; bir şeye hayret edilirse o da onlar uyarak hayret ederdi.

         Gerçeğe aykırı övmeyi kabul etmezdi.Her zaman ağır başlıydı.Konuşurken,çevresin-

    dekileri adeta kuşatırdı. Kelimeleri, parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.

         Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü. Ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yana salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilir, vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.

         Kapısına  yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.

         Bir gün, kendisinden yaşça küçük bir dostunun omuzlarından tutarak şöyle demişti: “Sen,  dünyada  garip bir kimse yahut bir yolcu gibi yaşa!“Her zaman mütebessim bir haletle dururdu,yüzünde daima ışıldayan bir parlaklık olurdu.

         Adet üzere sarf edilen hiçbir kötü sözü ağzına almazdı. Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı. Fakirlerle birlikte yer; öyle ki onlardan ayırt edilemezdi. Önüne ne konulursa  yerdi. Sade kıyafetler giyerdi, gösterişten hoşlanmazdı.konuşur-                                           ken yüzünü  başka tarafa çevirmez, bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.

         Sabahları, evinden çıkarken şöyle söylerdi: “ İlahi! Doğru yoldan sapmaktan ve saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlığa uğramaktan sana sığınırım.“

    Sıradan değildi. Sıradan insanlar gibi yaşardı.

         O, Peygamberdi:

         O, her birimize çok “düşkün“,her birimiz üzerine “titreyen“ Peygamberimizdi (S.A.V). Ve her birimize, her birimizden daha dosttu. Her birimizin ebedi mutluluğu adına Alemlerin Rabbi’ ne dost oldu.

    Hatalarımıza, kusurlarımıza, eksikliklerimize, isyanlarımıza, unutmalarımıza, günahlarımıza rağmen “ çetin “ ve “ korkulu “ kıyamet gününde bize dost olacağına

    söz verdi.

                                                                                            Hz Muhammet Muastafa (SAV)

     

     

     

     

     

    July 30

    NE VARDI ?

     

    Alıntı

    ...
    Bu kaçıncı gece hasretinle yandığım
    Kaçıncı gece yıldızları yıkadığım göz yaşlarımla?
    Mesafeler yırtıldı hıçkırıklarımla
    Bosnalı kadınlar duydu feryadımı.
    Sen, sen duymadın mı Can?

    Ne vardı bu kadar uzak yerlerde açacak?
    Benden uzak o iklimlerin,
    Benden uzak o şehrin,
    Kahrolası o kalabalıkların
    Benim kadar ihtiyacı mı vardı sana,
    Benim kadar hasret çekti mi
    Kahrolası o şehrin semaları,
    Benim kadar yandı mı?
    Ne vardı Can?
    Ne vardı uzak iklimlerde açacak?
    Ne vardı
    Kendimizi bu kadar kahredecek?
    Kara trenler umut olmamalıydı,
    uzayan yollarda kalmamalıydı bakışlar.
    Dünya, bir tek nokta olmalıydı can...
    Bir tek noktada doğmalıydık.
    Dönüp dönüp sana varmalıydı yollar,
    Ben, hep hasret türküleri söylememeliydim,
    Sen, hep hasret şiirleri okumamalı.
    Hasret diye bir söz olmamalıydı lügâtlarda
    Geceler boyu hergün
    göz yaşlarımla ıslanmamalıydı yıldızlar.

    Gönlüm bu sevdaya dar gelir oldu
    Boğuyor karanlıklar can...
    Mesafeler kurşun oldu amansız,
    Feryadıma şahit oldu yıldızlar
    Can... Can...
    Hasretin ağır bir yük omuzlarımda.
    Ben çekmekten usandım,
    sen usanmadın mı?

    Bildim, bitmeyecek bu hasret!
    Uzak iklimlerde açmış iki çiçeğiz.
    Hangimiz gelsek diğerinin yanına,
    Kuruyup, kaybolacağız.
    Ben, kıraç topraklara döndüm can,
    Ben, kurumuş dereler gibiyim.
    Issız mağaralarda kaldı umudum.
    Belli bu sevda kahredecek bizi,
    Unut be can...

    Unut bu sonu gelmez sevdamızı...
    bırak yeni güneşler doğsun semalarında
    bulutlar gizlemesin yıldızlarını
    yeniden başlasın herşey
    yeniden doğ bensiz şafaklarda.
    Unut can,
    unut senin için yazdığım sevda şiirlerini.
    De ki; bir rüya idi bitti.
    De ki; bir hayaldi,
    solgun aynalarda yansıyan.
    De ki; bir romandı,
    sonu koskoca bir hiçle biten.
    Unut beni can,
    Unut vakit varken...
    Bırak hasretin bana kalsın.
    Varsın cehenneminde kavrulsun gönlüm.
    Ben yine her gece
    saçlarını koklayayım uzak yıldızlarda.
    Gözlerimde takılı kalsın hayalin.
    Sen unut can,
    sen unut!
    Kahredersem,
    Milyon kere kahrolayım! 
     
    July 29

    Her Şey Sende Gizli

    Her Şey Sende Gizli

    yerin seni çektiği kadar ağırsın kanatların çırpındığı kadar hafif..

    kalbinin attığı kadar canlısın gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...

    Sevdiklerin kadar iyisin nefret ettiklerin kadar kötü..

    ne renk olursa olsun kaşın gözün karşındakinin gördüğüdür rengin..

    yaşadıklarını kar sayma: yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

    ne kadar yaşarsan yaşa, sevdiğin kadardır ömrün..

    gülebildiğin kadar mutlusun üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin

    sakın bitti sanma her şeyi,sevdiğin kadar sevileceksin.

    güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer

    ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

    bir gün yalan söyleyeceksen eğer bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

    ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

    unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.

    kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.

    kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

    işte budur hayat! işte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın

    bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün

    ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

    çiçek sulandığı kadar güzeldir kuşlar ötebildiği kadar sevimli

    bebek ağladığı kadar bebektir

    ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

    SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN...
     

    July 28

    Konuşulan konu şiirlerim

     

    Alıntı

    şiirlerim

    DAHA KUR'AN NE DESİN?

    Ey İnsan... Yaşıyorken hem de Kur'an çağında,
    Çırpınıp duruyorsun cehalet batağında,
    Kalbin katı, gözün kör, başın kibir dağında,
    Kur'an sana gel diyor bak bendedir adresin,
    Ey şerefli mahlukat daha Kur'an ne desin?

    Özgürce seçmen için iki yoldan birini,
    Apaçık bildiriyor bütün ayetlerini,
    Ya Peygamber, ya şeytan... seç diyor rehberini,
    Öyle seçki sırattan rüzgar gibi geçesin,
    İlle şeytan diyorsan daha Kuran ne desin?

    Ya cennet bahçesidir, ya ateştir o mezar,
    Mekan var mı dünyada öyle derin öyle dar?
    Hiç bir şey yakın değil insana ölüm kadar,
    Diyor ki hesabı var aldığın her nefesin,
    Mesajlar konuşuyorken daha Kur'an ne desin?

    Malın, mülkün, şöhretin, dünyada her şeyin var,
    Ya dünyadan Rabbine götürecek neyin var?
    Bana yeter diyorsan şu üç günlük itibar,
    Bir başka gün vardır ki, çok çetindir bilesin,
    Bunlar masal diyorsan daha Kur'an ne desin?

    Ayet diyor ki; eğer dağa inseydi kur'an!
    Paramparça olurdu dağ Allah (c.c.) korkusundan,
    Hangi insan duyup ta ibret almaz ki bundan?
    Sanki bir dağ yanında ne kadarda cücesin,
    Haddini bilmen için daha Kur'an ne desin?

    O münezzeh ruhundan ruh vermekle insana,
    Erişilmez bir şeref bahşetti Allah (c.c.) sana,
    Ne kadar sevildiğini burdan anlasana,
    Sanki taparcasına kendine kul kölesin,
    Nefsini put yapana daha Kur'an ne desin?

    Bir gün var ki çok yakın, dağların yürüdüğü,
    Göklerin güneşi önünde sürüdüğü,
    Kainatı toy dumanın bürüdüğü,
    Kıyamet senaryosu, oyun değil bilesin,
    Hala ürpermiyorsan daha Kuran ne desin?

    O büyük mahkemede bütün diller susacak,
    Konuşacak bu defa, göz, kulak, el, bacak,
    Uzuvlar birer birer haramları kusacak,
    Açılacak önünde defterleri herkesin,
    Kendine gelmen için daha Kur'an ne desin?

    O gün!.. buyruk verenler, buyruğa baş eğecek,
    Cehennem öfkesinden köpürüp kükreyecek,
    Ve.. doydun mu deyince daha yok mu diyecek!
    Yandıkça o deriler değişecek bilesin,
    Hala secde yok ise daha Kur'an ne desin?

    Gör ki dünya!.. Sırtında nice insan taşıyor,
    Kimi yaşarken ölmüş, kimi ölmüş yaşıyor,
    Kimi arş-ı alaya dolu dizgin koşuyor,
    Diyor ki; İşte cennet! Gayret et ki giresin,
    Ey!.. Şerefli varlık, daha Kur'an ne desin?